Çıkmış ve yeni çıkacak tüm yazıları abone olarak sen de takip et!
masal etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
masal etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Kara Horoz ve Kendi Kendine Gidebilen Trenler

Kötü kalpli bir horoz, hazırladığı hızlı tren ile tavuklara kötü bir oyun oynar. Bu olaydan sonra akıllanan tavukların neler yapabileceklerini anlatan bir masal.


Bir varmış, bir yokmuş. Yemyeşil büyük ağaçlar ile kaplı bir orman varmış. Burada tavuklar yaşarmış, sevinç içinde. İstedikleri zaman gülüp oynarlarmış, kümeslerinde. Birbirlerine türlü türlü şakalar yaparlarmış, eğlenirlermiş hep.

Yumurtlamak istedikleri zaman da, annelerinin yaşadığı kümeslere giderlermiş. Çünkü anneleri çok iyi bakarmış onlara. Bir dediklerini iki etmezmiş, en sevdikleri yemekleri yaparmış. Bu yüzden öyle uzun yollara düşerlermiş ki, dönüş yolunda hayli yorulurlarmış. Sepetlerinde taşıdıkları yumurtalar da sallanıp durdukları için dayanamaz, kendiliğinden kırılırmış.

Tavuklar bir böyle beş böyle yumurtalarını kırıp dururmuş. Sonra onları kaybetmenin üzüntüsünü yaşarlarmış. Sonunda dayanamamışlar ve bunun bir çaresine bakalım, demişler. Oturup, uzun uzun düşünmüşler. İçlerinden biri çıkmış ve trenle seyahat yaparlarsa rahat edebileceklerini, gün yüzü görebileceklerini söylemiş. Ayrıca kendileri taşımayacakları için yumurtaları da hiç kırılmazmış. Bunu sevinçle kabul eden tavuklar doğru Kara Horoz'un yanına varmışlar. Çünkü, treni yapsa yapsa bu horoz yaparmış, hünerliymiş ve eli bu tür işlere yatkınmış.

Kara Horoz, kümesinde tek başına yaşayan birisiymiş. Sadece makine parçaları ve vidalarla uğraşır dururmuş. Tek bir kimseyle bile konuşmazmış, hep kendini düşünürmüş, bencil mi bencil bir horozmuş. Tavukları da hiç sevmezmiş üstelik. Ama yine de onların tekliflerini de geri çevirmek olmazmış. Tren yapmak, onun için çocuk oyuncakları kadar basitmiş. Ama bir şartı varmış, horozun. Yaptığı treni sadece kendisi kullanacakmış, yoksa tren hiç çalışmazmış. Tavuklar buna karşı çıkmamışlar, olur demişler, kafalarını sallamışlar. Böylece Kara Horoz, hemen tren yapımına başlamış. Akşam olmadan hazır etmiş, hem de. Kendisi gibi kapkara, uzun mu uzun bir tren yapmış.

Derken horoz uyuyakalmış trenin başında ve sabah olmuş. Herkesi uyandırmak ve yaptığı treni diğerlerine göstermek için, yüksek sesle ötmüş. Uyanan tavuklar hemen başına toplanmışlar, yeni treni görmek istemişler.

Kara Horoz, treni sakladığı yerden çıkarmış ve tavuklar heyecan içinde kalmışlar. Sevinçten zıplayanlar, kanatlarıyla alkışlayanlar olmuş. Bundan böyle tren herkesin kapısının önünden geçip gidebilirmiş.

Kara Horoz, ilk yolcularını hemen oracıkta belirlemiş ve beraberce yola düşmüşler. Trenin çıkardığı sesler bütün ormana yayılmış. "Cuf cuf cuf" diyerek ulaşım sağlanmış. Bir de şen şarkılar varmış, tabi. Böylelikle zaman ilerlemiş ve sonunda tavuklar bir bir annelerine ulaşmışlar. Annelerinde yumurtladıktan sonra, evlerini çok özlemişler. Annelerine veda edip sarılmışlar ve işte tekrar aynı trene binmişler.

Kara Horoz, bütün yolcularını aldıktan sonra, başlamış tekerlekleri döndürmeye. Bir ara öyle hızlı döndürmüş ki, vagonlar bir sağa bir sola sallanmış durmuş, trenden büyük dumanlar yükselmeye başlamış. Sepetlerdeki yumurtalar yerlere düşmüş, birer ikişer. Tavuklar tutunmakta hayli zorlanır olmuşlar. Bazılarının başı dönmüş, bazılarının midesi bulanmış. Horoz bütün bu olanlara gülüp duruyormuş. Bunların olmasını bilerek istemişti zaten. Tavuklara yardım etmekten nefret ediyormuş çünkü.Tren sallana sallana az gitmiş, uz gitmiş ama altında uzanan rayların bittiğini görünce mecburen durmuş. Horoz, trenden atladığı gibi kaçmaya başlamış. Bir anda uzaklara gitmiş, ormanı terk etmiş. Tavuklar perişan halde trenden çıkmışlar. Kırık yumurtaları görünce ağlayıp durmuşlar.



"Türk mühendisten makinistsiz tren" başlıklı haber, bu masalın esin kaynağıdır..

Sevimli Akıllı Bulut ve Muhteşem Sahra Tozu

Sahra tozunu keşfeden Akıllı Bulut hakkında eğlenceli bir masal.

Bir varmış, bir yokmuş. Gökyüzünde gülen oynayan ve bazen de sinirlenince ağlayan bulutlar çokmuş. Bu bulutlar arasında mutlu bir Akıllı Bulut yaşarmış. Okulunda başarılı olduğu için öğretmenleri bu ismi uygun görmüşler. Çünkü, oyun oynamadan önce ödevlerini bitirirmiş ve sınıfta bütün sorulara cevap verebilirmiş. Yani hem çalışkanmış, hem de akıllıymış.

Akıllı Bulut ile aynı sınıfta olan bir de kara bulutlar varmış. Onlar Akıllı Bulut’un çalışkanlığını hep kıskanırlarmış. Bu yüzden onu gördükleri zaman ıslıklamaya başlarlarmış, ayağına taş bağlayıp düşürürlermiş, yere düşmesini sağladıktan sonra da Akıllı Bulut’un üzerine yağmaya başlarlarmış. Zavallı Akıllı Bulut sırılsıklam olurmuş her seferinde. Akıllı Bulut onlara hemen karşılık veremezmiş çünkü, onlar kadar güçlü yağmurları yokmuş. Aslında sınıfta öğretmeni olsa iyi olurmuş ama öğretmen de onu her zaman koruyamazmış. İşte bunlar olduktan sonra da Akıllı Bulut üzerini siler, hiçbir şey olmamış gibi dersine çalışmaya devam edermiş.

Günlerden bir gün Akıllı Bulut evde ders çalışırken, buhar ve kristal buz parçacıkları bulmuş üzerinde. Bu buz parçacıkları ne kadar büyük olursa, o kadar yağmur yağdırabileceğini çok geçmeden anlamış. Üstelik bu buz parçacıklarıyla yazın yağmur, kışın kar bile yağdırabilirmiş. Eğer bu buz parçacıklarından biraz daha bulursa, Kara Bulutlar ile baş edebilirmiş. Bunu anladıktan sonra, buz parçacıklarından bulmak için dua etmeye başlamış. Her gece, derslerini bitirir bitirmez dua etmeye başlarmış.

İşte sonunda bir peri dualarını duymuş. Akıllı Bulut buz parçacıkları bulmak istiyorsa eğer, sahra tozlarına ihtiyacı olduğunu anlatmış. Bulut periye sevinçle sarılmış ve çok ama çok teşekkür etmiş. Hemen en yakın çöle gitmek için yola koyulmuş.

Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Akıllı Bulut çöle varmış ve bundan sonra yola devesiyle birlikte devam etmiş. Ve sonunda sahra tozlarının olduğu bölgeye varmış. Cebinden çıkardığı sandığı bu kumlarla doldurmuş. Ne kadar alması gerektiğini devesine sormuş. Çünkü sahra tozlarını devesi taşıyacakmış. İşte deve de, ancak bir sandığı taşıyabilecek halde olduğunu söylemiş. Böylece Akıllı Bulut bir sandık sahra tozunu almış, devesine yüklemiş, tekrar yola koyulmuş. Ve tekrar ülkesine yani, gökyüzüne varmış.

O gün, Kara Bulutlar işlerini yapmak yani yağmak istiyorlarmış. Ama bir türlü bunu başaramıyorlarmış. Çünkü üzerlerinde sahra tozu kalmamış. Üzgün bir şekilde yağamadan evlerine dönüyorlarmış. Yolda giderken Akıllı Bulut ‘a rastlamışlar. Ve başlarına gelenleri anlatmışlar. Akıllı Bulut’un yardımını istemişler. Bunun üzerine sahra tozuyla dolu sandığı çıkarmış ve Kara Bulutların üzerine serpmeye başlamış. Kara Bulutlar güçlenmeye başlamış ve sevinçle yağmur yağdırmaya başlamışlar. Bunun için, Akıllı Bulut ‘a çok ama çok teşekkür etmişler. Ona yaptıkları kötülükler için özür dilemişler. Akıllı Bulut ile barışmışlar ve birden mucize olmuş ve kara bulutlar tertemiz bir beyazlığa bürünmüşler. Bundan böyle hiç kavga etmemişler ve mutlu bir şekilde yaşamışlar.


Küçük Balıkçı ve ilaç Deneylerinde Kullanılan Balıklar



Bir varmış, bir yokmuş. küçük köylerin birinde, babasıyla birlikte küçük bir balıkçı yaşarmış. Küçük Balıkçı, mesleğini babasından öğrenmiş, yanında çırak olarak başlamış çünkü. Onun gibi rasgele diye bağırır, olta sallarmış. Birlikte çok iyi vakit geçirip, balık avından sonra karınlarını doyururmuş.

Günlerden bir gün babası hasta düşmüş ve balığa çıkamayacak haldeymiş. Küçük Balıkçı bu hastalığa anlam verememiş. Babasının haline çok üzülmüş. Bu haliyle balığa çıkmak istememesine rağmen, gitmek zorundaymış.

Yolda giderken karşısına bir tane büyücü çıkmış. Ama onun bir cadı olduğunu anlamamış. Ona gülümsemiş ve selam vermiş. Cadı da ona gülümsemiş ve hemen işe koyulmuş. Babasının hasta olduğunu bildiği için hemen çocuğa cebindeki sahte ilaçları vermiş. Eğer bunları içerse, babasının tekrar eski sağlığına kavuşacağını dile getirmiş. Küçük Balıkçı buna pek inanmamış ama yine de ilaçları cebine koymuş ve yoluna devam etmiş.

Küçük balıkçı, çaresiz bir şekilde tekrar yola koyulmuş ve sonunda gölün yanına varmış. İsteksiz bir halde oltasını öylesine sallamış. Aradan çok fazla zaman geçmeden, Küçük Balıkçı bir tane balık yakalamayı başarmış. Hemen oltasına asılmış ve onu çekmeye başlamış. Birden eline gelen balığa inanamamış. Bu balık gümüş bir balıkmış. Üstelik konuşabiliyormuş. Küçük Balıkçıya kendisini tanıtmış ve bu gölün kralı olduğunu söylemiş. Küçük Balıkçı kral olduğunu duyunca iyice şaşırmış. Kral, kendisini yememesini istemiş. “Yoksa bütün göl bensiz ne yapar” şeklinde yalvarmaya başlamış. Küçük Balıkçı onu serbest bırakırmış ama babasının hastalığı konusunda ona yardımcı olması için söz vermesini istemiş. Kral balık hemen bunu kabul etmiş. Ve göle gidip hastalıklar konusunda uzman doktor balıkları çağırmış, onlarla beraber Küçük Balıkçı’nın yanına dönmüşler. Balıkçı onları su dolu bir kovanın içine bırakmış ve evinin yolunu tutmuş.


[kaynak]




Eve varınca babasına, Kral Balık ve onun arkadaşlarını anlatmış, yardım için buradalarmış. Çünkü Kral Balık’ ın arkadaşları ilaç deneylerinde ve kanserin teşhisinde işe yarayabilirlermiş. Bunun için üzerindeki rengarenk pulları kullanırlarmış. Çünkü ilaçlar balıkların için saydam bir halde gözükebilirmiş. İşte Küçük Balıkçı cebindeki ilaçları çıkarmış ve hemen balıklara vermiş. Balıklar sayesinde ilaçların sahte olduğu bunu kötü bir cadının yaptığını anlamışlar. O günden sonra Küçük Balıkçı bilmediği ilaçları hiç almayacağına söz vermiş. Babası ile birlikte en yakın lokman hekime gitmek için yola düşmüşler. Kral balık ve arkadaşlarını da göle bırakmışlar.



Şehzadesi İçin Suni Deri Aramaya Giden Padişah



Bir varmış, bir yokmuş. Büyük bir ülkenin heybetli bir padişahı varmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Böyle olmasına rağmen bir tek sevgili şehzadesine sevgisini gösterirmiş. Onun üzerine titrermiş, bir dediğini iki etmezmiş.

Bu kadar üzerine düşülmesine ve onca yardımcısı olmasına rağmen, günün birinde şehzade kaza geçirmiş. Görünmez bir kaza olduğu için şehzade daha çok yara almış. Oğlunun bu halini gören padişah, çabucak atını hazırlamış ve yola koyulmuş.

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Karşısına bir tane çeşme çıkmış. Hemen atını durdurup, su içmeye gitmiş. Su içerken, oradaki güvercinlerden uzun olanı hemen dile gelmiş ve konuşmaya başlamış.

“Ey ulu padişah! Oğlunun hasta olduğunu ben de yeni öğrendim. Ama bu derdin çaresini sadece ben biliyorum. Eğer bana ak güvercinin ak sütünü getirirsen sana yardım ederim” demiş. Ve padişah oracıkta kabul etmiş. Tekrar atına atlamış ve yollara düşmüş.

Az gitmiş, uz gitmiş. Karşısına yine bir tane çeşme çıkmış. Padişah durdurmuş yine atını ve çeşmenin başına gelmiş. Su içeyim derken, yine karşısına bir tane kuş çıkmış. Bu ak güvercin olabilirmiş. Bunu öğrenmek için hemen sormuş ve sahiden de kuş, ak güvercinmiş. Bir solukta olanları anlatmış. Ak güvercin seve seve yardım edermiş ama onun da bir şartı varmış.

“Ey ulu padişah! Bana durmadan kötülük eden kara kuşu bulup, onu kafese atarsan sana sütümü veririm," demiş.

Padişah hemen atına atlamış ve tekrar yollara düşmüş. Az gitmiş uz gitmiş. Sonunda kara kara ağaçların bulunduğu bir yere varmış. Burada bütün hayvanların rengi kara imiş. Derken, kara kuşu görmüş. Hemen tuzağını hazırlamış ve kara kuşu kafese atmış.

Padişah gönlü rahat bir şekilde atına atlamış. Önce ak kuşun bulunduğu çeşmeye sonra da, uzun güvercinin bulunduğu çeşmeye gitmiş. İkisinin de istediklerini karşıladığı için, şehzadenin iyileşmesi için gereken suni deriyi almış. Hemen doktorları çağırmış ve şehzadenin yaraları bu deri sayesinde kurtulmuş. Sonra da padişah ve oğlu mutlu bir hayat sürmüş.

(resim kaynak)

Bir Perinin Konuşan Dosya Kağıdı ve Tellal Dede

Yaşlı bir tellala yardım etmeyi kabul eden peri, onu çok sevindirmek ister. Sihirli değneğini kullanarak ona yardım edebilir mi? Konuşan dosya kağıdı nasıl işe yarayabilir? Hepsi bu peri masalında!
Bir varmış bir yokmuş. Zamanın birinde büyük bir ülkenin büyük bir tellalı yaşarmış. Kendisi yaşını başını almış ve torun torbaya çoktan karışmış. Saçlarına düşen aklar sakallarını da unutmamış ve oraya da düşmüş. Haliyle Tellal Dede eskisi kadar iyi çalışamıyormuş. Horozlar kadar sesi bile yokmuş. Padişahın herhangi bir duyurusunu yaparken hayli zorlanmaya başlamış. Halkta bunu anladığı için duyuru yapılacağı sırada, hemşireler gibi sus işareti yapıyorlarmış. Yoldan geçen karıncalara bile bu işe hayret ediyorlarmış çünkü yapılan duyuruyu onlar da duyamıyorlarmış.

İşte bu yüzden oracıkta şikayetler ve homurdanmalar başlamış. Tellal Dede olanları görünce koşarak uzaklaşmış. Ağlaya ağlaya evine doğru gidiyormuş. Şimdiye kadar ağlayan bir dede görmeyen bir peri hemen onun önünü kesmiş ve neden ağladığını sormuş. Dede hayatın zorluklarından, vergilerin yüksekliğinden, yaklaşan padişah seçimlerden bahsetmiş. Ama periyi inandıramamış. Sonunda Tellal Dede, saklamanın bir fayda getirmeyeceğini görmüş. Hem belki peri ona yardım edebilirmiş. Böylelikle kendisini ikna etmiş ve olanları bir bir anlatmış.


Peri Tellal Dede ‘nin işine yarayacak bir şey düşünmeye başlamış ve hemen sihirli değneğini kullanmış. Ve ışıklar saçılmış, dedenin ve güneşin gözleri kamaşmış. Peri elinde bir kağıt tutuyormuş. Kağıt dile gelmiş ve peri dokunduğunda konuşmaya başlamış. Artık önceden kaydedilen sesler dinlenebilirmiş. Hayretler içinde kalan Dede sevinç içinde oradan uzaklaşmış. Tellal Dede yeniden eski başarısına kavuşmuş. Çok mutlu olmuş.

(Bilimadamları, konuşan kağıt icat etti. Bu kağıttan yapılan bilbordlar, kullanıcı dokunduğunda önceden kaydedilen sesleri dinletiyor. Kaynak: cnntürk)

Pamuk çorbasi yapamayan pamuk prenses



Bir varmış, bir yokmuş. Ülkenin birinde rahatına düşkün bir prenses yaşarmış. Güzel olmasına güzelmiş ama, ev işlerinde yoklaması bulunmazmış. Başkası bu prensesin yerine imza atar, sonra da prensesten paraları götürürmüş. Prenses ise, gel keyfim gel, diyerek bu durumu umursamaz, kestane kebap yaparmış.
Birgün, bu gayet beceriksiz olan prenses ormana yolu düşmüş. Ormanda gezmedik bir yer bırakmamak için kendine söz veren prenses tek başına dolaşmışta dolaşmış. Ve bir zaman sonra, yemek yemediği için yorgun düşmüş. Sürünerek yoluna devam etmeye çalışmış.


Yoldan geçen cadı beceriksiz prensesin halini görmüş, ona yardım etmek istemiş. Cadı hemen işe koyulmuş. Yaşlı bir garson kadın kılığına girmiş hemen ve elinde pamuktan yaptığı bir çorbayla karşısına çıkmış. Beceriksiz prenses 'e öğle arasını bu çorbayla değerlendirmesini söylemiş. Eğer içerse yanında pilav bile verecekmiş. Prenses daha yemek bile yapmamış çünkü prensesler yemek yapamazmış zaten ve bu yüzden hemen teklifi kabul etmiş. Çorbayı içmiş. Sonra başı dönmeye başlamış. Çünkü çorbanın içinde nuri alço ‘nun ilacı varmış. Kötü cadı ilk kez birine yardım edecekmiş ama, bu seferde çorbaları karıştırmış.
Beceriksiz prenses uyumuş ve yardım beklemeye başlamış. Uykulu gözlerle eve ulaşayım, derken düşmeye başlamış. Tam hapı yuttum zaten, kesin şimdi düştüm derken, korkak prens saklandığı yerden çıkmış, düşerken prensesi tutmuş. Ve oracıkta korkak prens, prensese gazoz içirmiş. Prenses birden ayılmış ve birbirlerine sarılmışlar. Bir ömür boyu mutlu yaşamışlar. Çünkü prens, prensese bildiği bütün yemekleri öğretmiş.


(Gerçek pamuk prenses masalının kitabını bulmak için tıklayın.)

Güneş' e bir yolculuk var, bir de iki tane uzay aracı var*




Ülkenin birinde nasa diye bir kuruluş varmış. Bu kuruluş günlerden bir gün, diğer günlerde yapamadıkları kadar güzel, iki tane uzay aracı hazırlamışlar. Uzay araçları bu, her biri 620 kilogrammış, çok amaçlı hazırlanmış, çok hızlı gidermiş, çok-çok iyiymiş.

Sonra, güneşli bir günde güneş varmış ve çok-çok sıcakmış. Nasa çalışanları işte bu sıcaklıktaki güneşte ne olup bittiğini anlamak için, bu hazırladıkları çok-çok iyi araçları uzaya göndermeye karar vermişler. İkisini birden hop diye göndermişler, uzaya. Şimdi üç boyutlu fotoğrafları aralık'a kadar beklemeye koyulmuşlar. (Bu bilim haberinin sonu da gördüğünüz gibi üç elmayla değil, üç boyutlu fotoğraflarla bitermiş. Mutlu son gibi.)

*
uzay araçları için çok-çok bilgi
var elbette ve giden çok-çok uzay aracı var ve
bayılıyoruz biz. ailece oturup izlemek isteriz elbette.
bi' gün geri sayımı ben yapmak istiyorum bi' de.
bak, izle.