
Bir varmış, bir yokmuş. Yemyeşil büyük ağaçlar ile kaplı bir orman varmış. Burada tavuklar yaşarmış, sevinç içinde. İstedikleri zaman gülüp oynarlarmış, kümeslerinde. Birbirlerine türlü türlü şakalar yaparlarmış, eğlenirlermiş hep.
Yumurtlamak istedikleri zaman da, annelerinin yaşadığı kümeslere giderlermiş. Çünkü anneleri çok iyi bakarmış onlara. Bir dediklerini iki etmezmiş, en sevdikleri yemekleri yaparmış. Bu yüzden öyle uzun yollara düşerlermiş ki, dönüş yolunda hayli yorulurlarmış. Sepetlerinde taşıdıkları yumurtalar da sallanıp durdukları için dayanamaz, kendiliğinden kırılırmış.
Tavuklar bir böyle beş böyle yumurtalarını kırıp dururmuş. Sonra onları kaybetmenin üzüntüsünü yaşarlarmış. Sonunda dayanamamışlar ve bunun bir çaresine bakalım, demişler. Oturup, uzun uzun düşünmüşler. İçlerinden biri çıkmış ve trenle seyahat yaparlarsa rahat edebileceklerini, gün yüzü görebileceklerini söylemiş. Ayrıca kendileri taşımayacakları için yumurtaları da hiç kırılmazmış. Bunu sevinçle kabul eden tavuklar doğru Kara Horoz'un yanına varmışlar. Çünkü, treni yapsa yapsa bu horoz yaparmış, hünerliymiş ve eli bu tür işlere yatkınmış.
Kara Horoz, kümesinde tek başına yaşayan birisiymiş. Sadece makine parçaları ve vidalarla uğraşır dururmuş. Tek bir kimseyle bile konuşmazmış, hep kendini düşünürmüş, bencil mi bencil bir horozmuş. Tavukları da hiç sevmezmiş üstelik. Ama yine de onların tekliflerini de geri çevirmek olmazmış. Tren yapmak, onun için çocuk oyuncakları kadar basitmiş. Ama bir şartı varmış, horozun. Yaptığı treni sadece kendisi kullanacakmış, yoksa tren hiç çalışmazmış. Tavuklar buna karşı çıkmamışlar, olur demişler, kafalarını sallamışlar. Böylece Kara Horoz, hemen tren yapımına başlamış. Akşam olmadan hazır etmiş, hem de. Kendisi gibi kapkara, uzun mu uzun bir tren yapmış.
Derken horoz uyuyakalmış trenin başında ve sabah olmuş. Herkesi uyandırmak ve yaptığı treni diğerlerine göstermek için, yüksek sesle ötmüş. Uyanan tavuklar hemen başına toplanmışlar, yeni treni görmek istemişler.
Kara Horoz, treni sakladığı yerden çıkarmış ve tavuklar heyecan içinde kalmışlar. Sevinçten zıplayanlar, kanatlarıyla alkışlayanlar olmuş. Bundan böyle tren herkesin kapısının önünden geçip gidebilirmiş.
Kara Horoz, ilk yolcularını hemen oracıkta belirlemiş ve beraberce yola düşmüşler. Trenin çıkardığı sesler bütün ormana yayılmış. "Cuf cuf cuf" diyerek ulaşım sağlanmış. Bir de şen şarkılar varmış, tabi. Böylelikle zaman ilerlemiş ve sonunda tavuklar bir bir annelerine ulaşmışlar. Annelerinde yumurtladıktan sonra, evlerini çok özlemişler. Annelerine veda edip sarılmışlar ve işte tekrar aynı trene binmişler.
Kara Horoz, bütün yolcularını aldıktan sonra, başlamış tekerlekleri döndürmeye. Bir ara öyle hızlı döndürmüş ki, vagonlar bir sağa bir sola sallanmış durmuş, trenden büyük dumanlar yükselmeye başlamış. Sepetlerdeki yumurtalar yerlere düşmüş, birer ikişer. Tavuklar tutunmakta hayli zorlanır olmuşlar. Bazılarının başı dönmüş, bazılarının midesi bulanmış. Horoz bütün bu olanlara gülüp duruyormuş. Bunların olmasını bilerek istemişti zaten. Tavuklara yardım etmekten nefret ediyormuş çünkü.Tren sallana sallana az gitmiş, uz gitmiş ama altında uzanan rayların bittiğini görünce mecburen durmuş. Horoz, trenden atladığı gibi kaçmaya başlamış. Bir anda uzaklara gitmiş, ormanı terk etmiş. Tavuklar perişan halde trenden çıkmışlar. Kırık yumurtaları görünce ağlayıp durmuşlar.

















