Su kirliliğine sebep olan Uykucu Canavar, Keloğlan ile baş edebilir mi? Üstelik pasaklı olan bu canavarın pislettiği göl, nasıl eski haline gelebilir? Bütün bunları yanıtlayan macera dolu bir masal.
Çok uzak bir geçmişte, bir Keloğlan ve bir de onun kocakarı annesi varmış. Göl kenarındaki küçük kulubelerinde yaşarlar ve bu şekilde gül gibi geçinip giderlermiş.Gölün güzelliğini izlemek için ise, saraydan padişahın kızı gelirmiş her gün. Şarkılar söylermiş balıklara, onlarla türlü türlü oyunlar oynarmış, eğlenirmiş hep. Keleşoğlan aşıkmış ona. Hergün göle gelmesini sabırsızlıkla beklermiş. O gelmeden yemek yemez, su bile içmezmiş. Geldiği vakitler dünyalar onun olurmuş, pek sevinirmiş. Ama bir türlü sevgisini ona ispatlayamazmış.
Günün birinde suda yaşayan Uykucu Canavar, bu gölün güzelliğini duymuş ve yerleşivereyim buraya, demiş. Bu canavar, pasaklının birisiymiş. Etrafını dağınık bırakır, pisletir; temizlik nedir bilmezmiş. Özellikle petrolle kirletirmiş her yeri, bu yüzden kararmaya başlamış göl. Üstelik Uykucu Canavar balıkları rahatsız edip onları korkuturmuş, nefret edermiş onlardan. Padişahın kızıyla arkadaşlık etmelerine bundan böyle izin vermeyecekmiş.
Artık sevimli balıkları göremeyeceğini anlayan padişahın güzel kızı, Keloğlan'a veda edip, saraya dönmüş. Olanları babasına anlatmış ve ondan yardım istemiş. Padişah bunun üzerine ülkesine haber salmış. Her kim Uykucu Canavarı öldürürse, kızını ona verecekmiş. Hemen tellal çıkmış, bütün meydanları dolaşmış, herkeslere duyurmuş. Doğrusu kimse bu işe cesaret edememiş.
Bir tek Keloğlan bunu duyar duymaz gitmiş gölün kenarına, canavardan kurtulmayı başaran balıkları bulmuş. Birbirlerini gördüklerine pek sevinmişler. Onların eline sağlam bir ip vermiş ve bunu canavarın ayaklarına bağlamalarını söylemiş. Akşam olunca Uykucu Canavar yatmış, uyumuş. İki sevimli balık gelmiş hemen, ipleri canavara dolamış sıkıca. Sabah olmadan doğru gitmişler, Keloğlan'ı bulmuşlar. İpin ucunu ona vermişler, o da ipi kendisine doğru çekmeye başlamış. Çekmiş, çekmiş ve sonunda canavar gelmiş. Hemen kılıcını çekmiş ve canavarı oracıkta alt etmiş.
Evine dönmüş hemen. Annesinden evde ne kadar sünger varsa vermesini söylemiş. Bunları bir araya getirmiş. Hepsini su yüzeyindeki petrolleri temizleyebilmesi için kullanacakmış. Süngerin üzerinde özel gözenekler hazırlamaya başlamış. Sonra, evdeki emici bir nesneyi üzerine ilave etmiş. Böylece gölü temizlemek için herşey tastamammış. Hemen gitmiş, hazırladığı süngeri gölün üzerine sermiş. Göl bir anda renk değiştirmeye başlamış, gittikçe eski halini almış. İçindeki sevimli balıklar, güneşi görmeye başlamışlar, pek mutlu olmuşlar.Padişahın kızı olanları duyunca, koşmuş gelmiş. Sevimli balıkları tekrar görebilmenin mutluluğunu yaşamış. Sonra Keloğlan'a sarılmış onunla seve seve evlenirmiş. 40 gün 40 gece düğün yapılmış, sonra da göl kenarına bir saray yapılmış. Mutlu bir hayat sürmüşler.
"Türk profesörden harika buluş!" başlıklı haberden esinlenilmiştir.






0 yorum:
Yorum Gönder