Kuraklık sorunu yaşayan bir toprakta birçok domates yetiştirmeyi başaran Domates Adam ile sevimli Ak ve Kara Oğlan'ı anlatan bir masal.
Bir varmış, bir yokmuş. Bir memlekette yaşlı bir çiftçi varmış. Onun da iki tane oğlu varmış. Biri Ak, biri Kara. Bu Ak ile Kara Oğlanlar çok iyi geçinirlermiş, çiftliği babalarıyla birlikte çekip çevirirlermiş.
Günlerden bir gün babaları hastalanmış, yataklara düşmüş. Yedi köyden gelen, yedi yüz türlü ilaç hiçbir işe yaramamış. Adam da oğullarını yanına çağırmaya karar vermiş ve sonra çağırmış.
“ Benim mert, yiğit, gözüpek oğullarım. Sizden son bir isteğim olacak. Sene başında aldığım domates tohumlarını büyütün ve her birini başka bir fakire verin. Sakın kendiniz yemeyin.” demiş ve bunlar dedikten sonra zavallı adam oracıkta ölmüş.
Ak ve Kara Oğlan ağlamışlar, sızlamışlar. Ama verdikleri sözü hiç akıllarından çıkarmamışlar. Domatesleri yetiştirmeye başlamışlar.
Aradan epey bir zaman geçmiş. Ak Oğlan tarlada dolaşıyormuş. Hava çok sıcakmış ve çocuk çok ama çok susamış. Yanında taşıdığı matarada su kalmadığı için tarladaki domateslerden birini koparıp yemiş. Ve birden Ak Oğlan’ın yüzü kararmaya başlamış, kömür gibi olmuş. Hemen kardeşinin yanına koşmuş, durumu anlatmak için. Yanına vardığında bir de ne görsün. Kara Oğlan’ın suratına aklar düşmüş, bembeyaz olmuş.
Birbirlerini bu halde görünce bunlar birden bayılmışlar. Ayıldıktan sonra doğru Bilge Dede ‘ye gitmişler. Dede bunlara bakmış ve durumu anlamış. Bu halden kurtulmanın tek yolu varmış. Yediği domates yerine, kurak bir toprakta yetişen domates bulmaları gerekiyormuş.
Çocuklar şaşırmışlar şaşırmasına ama yapacak bir şey yokmuş. Hemen yola düşmüşler. Az gitmişler, uz gitmişler. Altı ay, bir güz gitmişler. Giderken giderken, uçsuz bucaksız, tek bir ağacın olmadığı bir memlekete gelmişler. Bilge Dede ‘nin bahsettiği yer tam da burasıymış. Sonra başlamışlar domatesleri aramaya. Önlerine gelene domatesleri soramaya başlamışlar. Sordukları herkeste sırayla aynı adamın adını veriyormuş. Yürümüşler yürümüşler ve ertesi gün varmışlar bu Domates Adam’ın yanına.
Oğlanlar Domates Adamı ‘ı görür görmez, inanamamışlar. Bir kilo domates yetiştirmek için harcadığı su, kendi harcadıkları sudan dört kat daha azmış. Domates Adam domateslerine çok iyi bakıyormuş, her gün şarkılar söylüyormuş, başlarını okşuyormuş. Bu şartlar altında yetişen melez domatesler çabucak büyüyorlarmış, kocaman oluyorlarmış. Ve yılda sadece 10 tane domates yetişiyormuş. Bu yüzden istedikleri domatesi hemen vermek istememiş.
“Gidin şu dağın arkasından 10 kırmızı kuş tüyü yakalayın, yoksa vermem.” demiş.
Kardeşler kabul ediyorlar. Tekrar yola koyuluyorlar. Gidiyorlar gidiyorlar sonunda kuş yuvalarının olduğu yere geliyorlar ve kuşlardan tüyleri istiyorlar. Bunun üzerine kuşlar,
“Gidin şu gölden bize 10 tane kırmızı balık kuyruğu yakalayın, yoksa vermeyiz.” demişler.
Kardeşler bunu da kabul ediyorlar. Tekrar yola koyuluyorlar. Gidiyorlar gidiyorlar balık yuvalarının olduğu yere geliyorlar ve balıklara yem atıyorlar ve onlardan kuyruklarını istiyorlar. Balıklar tamam diyorlar, çıkarıp kuyruklarını veriyorlar. Bu kuyrukları hemen kuşlara götürüyorlar. Kuşlar da çıkarıp tüyleri veriyor. Sonra bunları, götürüp Domates Adam’a veriyorlar. Domates Adam ‘da elindeki en güzel domatesi onlara veriyor. Birden Ak ve Kara Oğlan ‘ın renkleri yerine geliyor. Sevinçten birbirlerine sarılıyorlar. Evlerine döndükleri zaman da bütün domateslerini fakirlere dağıtıyorlar, babalarının sözünü tutmuş oluyorlar.
Domates Adam ‘ın verdiği domatesin tohumunu saklıyorlar ve eskisi kadar su harcamadan bir sürü domates yetiştiriyorlar.






