Çıkmış ve yeni çıkacak tüm yazıları abone olarak sen de takip et!

Horlayan Küçük Karga ve Horlamayı Durduran Yastık

Horlama rahatsızlığı olan küçük bir karga için özel olarak yapılan mucize yastığı anlatan kısa bir masal.

Bir varmış, bir yokmuş. Büsbüyük dağların arkasında, yemyeşil ve değişik güzelliklerle dolu bir orman bulunurmuş. Ormandaki ağaçların üzerinde simsiyah kargalar yaşarmış. Hatta sevindikleri zaman bulutların üzerinde yaşadıkları bile oluyormuş. Çünkü, karga ailesine yeni bir karga katılmış. Sevimli Küçük Karga ‘yı gören diğer kargalar pür neşe bir şekilde bildikleri en güzel şarkıları söylemeye başlıyorlarmış. Hemen herkes Küçük Karga ‘nın etrafını sarmış ve kimse onun yanından ayrılmak istememiş. Küçük Karga ile bütün ormanı dolaşmaya karar vermişler. O gün kargalar, şarkılar ve renkli ışıklar eşliğinde çok güzel vakit geçirmişler. Küçük Karga da halinden memnunmuş ve bu güzel ormanın her yerini görmekten pek hoşlanıyormuş.

Ormandaki seyahat hava kararınca son bulmuş. Herkes sıraya girmiş, Küçük Karga ‘yı öpmüş ve sonra da kendi evlerinin yolunu tutmuş. Küçük Karga ‘da bir an önce yeni evine girmek ve biraz dinlenmek istiyormuş. Annesi hemen yatağını hazırlamış ve ona bildiği en güzel masalları anlatmış. Küçük Karga hemen uykuya dalmış.

Ama ortada bir sorun varmış. Çünkü Küçük Karga uyurken horlamaya başlamış. Hem de o kadar yüksek sesle horluyormuş ki, evin etrafındaki bütün kargalar bu ses yüzünden uyanmaya başlamışlar. Gecenin bir vakti kalkan kargalar, Küçük Karga ‘nın yanına gitmişler ve onu uyandırmak istemişler. Ama bunu bir türlü başaramamışlar. Küçük Karga uyumaya ve horlamaya devam etmiş, ormandaki kargaların uyumasına izin vermemiş.

Sabaha kadar bu böyle sürmüş ve güneş çabucak açmış. Kargalar horozlardan bile erken güne başlamışlar. Bir yandan kahvaltılarını etmişler, bir yandan da bu horlama meselesine bir çare düşünmeye başlamışlar. Çünkü uykusuz kaldıkları zaman, günlük yaşamlarında büyük sıkıntılar yaşıyorlarmış, yaşam kalitesini düşürüyormuş.

Vakit öğlen olunca akıllı bir karga çıkagelmiş. Yanında ise bir yastık taşıyormuş. Bütün kargaları ormanın ortasına toplamış ve taşıdığı yastığı sergilemeye başlamış. Yastığa bağlı bir sistem olduğunu, horlamaya başladığı zaman kafasını başka yöne çevireceğini ve böylelikle rahat nefes alabileceğini anlatmış, durmuş. Akşama kadar bu yastığın tanıtımını yapmış, diğer kargaların aklına gelen soruları cevaplamış. Böylelikle etraftaki bütün kargalar ikna olmayı başarmış. Herkes sevinç içinde evlerine dağılmaya başlamış ve uyumak için sabırsızlanıyorlarmış.

O geceden sonra Küçük Karga mucize yastığı yanından ayırmamış ve bir daha horlamamış. Ormandaki kargalar erken yatıp, erken kalkmaya devam etmişler. Hep mutlu olmuşlar.

Küçük Sucu Deve ve Çöl Tilkisinin Su Arıtan Matarası

Büyük bir çölde su satan küçük bir devenin, çöl tilkisi sayesinde tanıştığı su arıtabilen bir matarayla değişen hayatını konu alan eğlenceli bir masal.


Bir varmış, bir yokmuş. Kızgın kumlardan oluşan, geniş mi geniş bir çöl varmış. Bu çölde mutlu bir şekilde develer yaşarmış. Develer bir yandan küçük adımlarla gülüp oynarken, bir yandan da çok ama çok susarlarmış. Susadıkları zaman da akıllarına hemen Küçük Sucu Deve gelirmiş. Sucu Deve ‘nin hep buz gibi soğuk su taşıdığını ve bir düdük çaldıklarında hemen yanlarına geldiğini bilirlermiş. Sucu Deve ‘de düdük sesini duyar duymaz, hemen harekete geçermiş ve büyük adımlarla hem matara hem de su arıtma cihazı taşırmış. Çünkü onun için develerin sağlığı önemliymiş, suların içinde yaşayan mikropları görmek bile istemezmiş. Ama diğer yandan da Sucu Deve çok ama çok yoruluyormuş.


Günlerden bir gün Sucu Deve evine yorgun argın giderken karşısına Çöl Tilkisi çıkmış. Tilki, neredeyse susuzluktan ölmek üzereymiş. Kumların üzerinde sürünerek yürümeye çalışıyormuş. Deve, tilkinin bu halini görünce dayanamamış ve yardım etmeye karar vermiş. Çünkü sadece develer için değil, diğer hayvanlar için de çalışması gerektiğini geçte olsa anlamış. Hemen tilkinin yanına varmış ve sırtında taşıdığı suyu Çöl Tilkisine uzatmış. Tilki parasının olmadığından bahsetmiş. Önemli değil, demiş Sucu Deve. Oturmuş ve Çöl Tilkisinin suyunu bitirmesini beklemiş.

Çöl Tilkisi, suyunu bitirdikten sonra Sucu Deve’nin yorgun olduğunu anlamış. Neden bu kadar yorgun olduğunu merak etmiş ve sormuş. Deve ise, hem matara hem de su arıtma cihazını taşımanın zorluklarını anlatmış. Bundan ötürü akşamları bel ağrısı bile yaşıyormuş. Tilkinin aklına hemen bir kurnazlık gelmiş. Sucu Deve için suyu arıtan bir matara yapabilirmiş. En pis suyu bile tüm mikroplardan temizlermiş ve birkaç saniye içinde içilebilir hale getirebilirmiş. Hemen Sucu Deve’nin taşıdığı iki aleti almış ve nasıl çalıştıklarına bakmış. Bu ikisini birleştirmek tilki için hiçte zor olmayacakmış. Sucu Deve ‘nin eve gidip dinlenmesi gerektiğini ve kendisini üzmemesini söylemiş ve ertesi güne kadar bu aleti hazır edebileceğini söylemiş.

Ertesi gün Sucu Deve henüz yeni uyanmışken, kapısı çalmış. Gelen Çöl Tilkisiymiş ve elinde geçen gün bahsettiği alet varmış. Sucu Deve hayretler içinde kalmış. Nasıl teşekkür edeceğini bilememiş. Tilki ise, kendisine yapılan iyiliğin ufak bir karşılığı olduğunu söylemiş. Hemen birbirlerine sarılmışlar. Sucu Deve etraftaki deve arkadaşlarını çağırmış ve Çöl Tilkisinin bu başarısını duyurmuş. Teknolojiyi kullanan bir tilki gördüklerine sevinen develer, onu kutlamışlar. Bundan böyle Sucu Deve hiç ama hiç yorulmamış, mutlu bir yaşam sürmüş.

Gökten üç su arıtan matara düşmüş. Birisi Çöl Devesine, birisi Küçük Sucu Deveye, birisi de bu masalı okuyanlara veya dinleyenlere...

Bilge Ördek ve Kanamayı Durduran Sargı Bezi


Sakar bir avcıya yeni geliştirdiği sargı bezi ile yardım eden Bilge Ördek hakkında.


Bir varmış, bir yokmuş. Büyük bir göl kenarında Bilge Ördek yaşarmış. Kendisini okumaya ve araştırmaya adamış birisiymiş. Gölde gezinirken bile yanında mutlaka bir kitap bulundururmuş, haberleri takip edermiş. Çeşitli sıkıntıları ve hastalıkları olan diğer ördekler ondan mümkün olduğunca yararlanmaya bakarmış. Bilge Ördek ‘te diğerlerini hiç kırmazmış ve yardımlarına koşarmış. Akşam olup evine dönünce hiç durmadan deneyler yaparmış, her işin başı sağlık, dermiş.

Günün birinde, bir Sakar Avcı‘nın yolu ördeklerin yaşadığı bu göle düşmüş. Yanında taşıdığı tüfekle birlikte gururla ortalıklarda dolaşmaya başlamış. Ama kendisi sakar olduğu için şimdiye kadar bir tane ördek vuramamış. Bu halde aklı bir karış havada ilerliyormuş. Derken ayağına bir taş takılmış ve yere yuvarlanmış. Tam da yere düşmüşken tüfek birden patlamış ve kendi omzunu yaralamış. Adam, acılar içerisinde kıvranmaya ve etraftan yardım istemeye başlamış. Gölün kenarındaki ördekler olanları görmüşler ama, korkudan yanlarına yaklaşmaya cesaret edememişler. Sonunda Bilge Ördek ‘e gitmeye karar vermişler.

Bilge Ördek olanları duyunca çok üzülmüş. Avcıya yardım etmek için hemen yanına, geçen gün tamamladığı, kanamayı durduran sargı bezini almış. Cam elyaf ve bambudan yapılmış bu sargı bezi, damarları daraltarak yaranın hemen iyileşmesini sağlıyormuş. (*)

Bilge Ördek arkadaşlarıyla birlikte Sakar Avcı ‘nın yanına varmış. Önce yarayı kontrol etmiş. Avcıya gelen kurşunun sıyırdığını anlamış ve çok rahatlamış. Hemen yanında getirdikleri sargı bezini çıkarmışlar ve gerekenleri bir bir yapmışlar. Çok geçmeden Sakar Avcı ‘nın kanaması durmuş. Bilge Ördek ve arkadaşlarına çok teşekkür etmiş. Onları rahatsız ettiği için çok ama çok özür dilemiş. Artık yanında silah taşımayacakmış, insanlara ve hayvanlara iyilik etmek için yaşayacakmış. Bu sözü verdikten sonra Bilge Ördek ve arkadaşlarının arasından ayrılmış. Kendi evinin yolunu tutmuş. Ördekler de onun arkasından el sallamışlar ve mutlu yaşamlarına devam etmişler.

[resim alıntıdır]

(*) Ayrıntılı bilgi için tıklayabilirsiniz.