Çıkmış ve yeni çıkacak tüm yazıları abone olarak sen de takip et!

Kalp Ameliyatı ve Robot Böcek

Bir varmış, bir yokmuş. Temiz kalplerin yaşadığı küçük bir köy varmış. Burada yaşayan kalplerin içinden hiç kötülük geçmez, birbirleriyle çok iyi anlaşırlarmış. Sevgi, saygı ve hoşgörü aralarında hayli yaygınmış.

Günlerden bir gün kötü bir kalbin, bu köye yolu düşmüş. Yorulduğu için, oturup bir yerde dinlemek istemiş. İstemeye istemeye bir evin kapısını çalmış. Evin sahibi kalpler tarafından çok iyi karşılanmışlar. Hayatında ilk defa güler yüzlü bir kalp görüyormuş, çok şaşırmış. Sonra tatlı dille bir şekilde sohbet etmeye başlamışlar. Kötü kalp bir kere daha şaşırmış, biraz daha kalırsa kendinden vazgeçip iyi olabilirmiş. Bunu fark edince, oradan ayrılmış ve hayatında ilk defa ayrılmadan önce teşekkür etmiş, hoşçakalın bile demiş. Sonra,köyde biraz dolaşmaya başlamış. Gördükleri bütün güzel davranışlar onu şaşkına çevirmiş ve bunun böyle sürememesi gerektiğine karar vermiş ve bütün kalpleri hasta etmeye karar vermiş. Köyün üzerine kara bir büyü yapmış. Bundan böyle bütün köydeki kötü birer kalp olacaklarmış. Ve gerçekten işe yaramış. Sonra da oradan ayrılmış.

Kötü kalbin büyüsünden bir tek, kapısını çaldığı ev etkilenmemiş. Bunun üzerine olanları görünce hemen çalışmalara başlamış ve robot böcek yapmış. Bütün kalp arkadaşlarını ameliyat etmeye ve büyünün etkisini gidermeye başlamış. 2,5 cm uzunluğundaki mini robot-cerrah küçük bir operasyonla atmakta olan kalbe yerleştirildikten sonra iki emici ayağıyla kendisini organa bağlayacakmış. Böylelikle köyü eski haline getirmeyi başarmış. Tekrar mutlu hayatlarına geri dönmüşler. Ve aradan bir yıl sonra özür dileyen bir mektup almışlar. Yaptıklarına pişman olan kötü kalp, artık iyi olacakmış. Bunun üzerine onu da köye almışlar. Birlikte ömür boyu mutlu olmuşlar.

Genetik Bilim ve Alaaddin'in Sihirli Lambası 'ndaki Cin

Biz, lamba cinleri çok çalışkanızdır. Büyünün etkili olmadığı zamanlarda çaresiz bir halde kalmayız, bilime başvururuz. Bunun için fareler üzerinde saatlerce, durmadan çalışırız. Bakın böylelikle, şunları bulmuş oldum:

  1. Meme kanserinin akciğerlere yayılmasında etkili olan yaramaz genleri yakaladım, sonra bırakmadım onları imha ettim, günlerini gösterdim. (bak)
  2. Obeziteye yol açan bir gen olduğunu gördüm. Sonra, Alaaddin 'de bu genden olduğunu farkettim. Artık çocuklarının obez olmasını istemez. Bu yüzden bu genden onu kurtardım. Artık başka başvuru olursa, değerlendirmeye alırım. (bak)
  3. Hafıza kaybına neden olan bir gen tespit ettim. Etraftaki bütün yaşlılar büyük sevinçle karşıladı. Alaaddin yaşlı olmadığı halde buna çok sevindi, yaşlanmak istedi. Ama tabi, bu dileğini gerçekleştirmedim, genç kalması gerektiğini söyledim. (bak)
  4. Gece olunca Alaaddin korkmaya başlardı, yorganın altında kaybolurdu. Bu yüzden ben de korku genini buldum, evet bildin. (bak)
  5. Alaaddin zorlu çöl şartlarında durmadan hasta oluyordu. Bunun için bağışıklığını desteklemem lazımdı ve bu yüzden bağışıklığı destekleyen genler buldum. (bak)









Yeni Başlayanlar İçin Genetik

Sağır Sultan ve Şair Padişah

Eski bir devirde geçen bu padişah masalında, Sağır Sultan'ın işitme sorunlarına bir çare aranmaya başlanmıştır.


Bir varmış, bir yokmuş. Ülkenin birinde Sağır Sultan ile Şair Padişah yaşarmış. İkisi birbirleri için yaratılmışlar ve bunu bildikleri için de birbirlerini çok seviyorlarmış. Yalnız, bir kusur varmış. Sağır Sultan, Padişah’ ın söyledikleri aşk şiirlerini çok az duyuyormuş. Bu yüzden hep bir kağıt üzerinde kendi kendine okurmuş. Padişah yazdığı şiirleri bir kitapta toplamış. Ama, bu kolaylıklara rağmen, şiirleri Sağır Sultan ‘a kendisi okumak istiyormuş. Bu yüzden hemen Sağır Sultan ‘a duyurmadan bir tellak çağırmış ve ülkesine haber salmış. Sevgilisinin bu derdine bir çare bulmak için.

Bu haberden sonra çok geçmeden sarayın kapısı, yol geçen hanına dönmüş. Dönmüş dönmesine ama, bir çare bulan yokmuş. Padişah’ı kara bir düşünce almış. Bu düşünce içinde yeni bir şiir yazmaya başlayan Şair Padişah birden uyanmış gibi olmuş, çünkü gördüklerine inanamamış. Bu bir biyonik kulakmış. Bu kulak iç kulağa sesi, sinyal şeklinde gönderen bir sistemmiş. Cihazın gövdesi kafatasına, elektrotu da kulak içindeki salyangoza yerleştiriliyormuş. Hemen çalışmalar başlamış ve Sağır Sultan oracıkta iyileşmiş.

Sağır Sultan, şimdi bütün şiirleri dinleyebilirmiş. Padişah 'ta şiir yazmayı hep sürdürmüş. Böylece mutlu bir hayat sürmüşler.

Şeker hastası Padişah ve diyabette insülinsiz hayat


Bir varmış, bir yokmuş. Zengin mi zengin bir ülkenin padişahı varmış. Sarayında bir kuş sütü eksikmiş, sırtı pekmiş, karnı tokmuş. Ama ne var ki, bir derdi varmış. Padişah şeker hastalığına yakalanmış. Diyabet tedavisi için, türlü türlü yolları varmış ama, onun canı şeker gibi tatlıymış. Durmadan çikolota ve şekerlemeler tüketirmiş. Bu tedavilere bir türlü yanaşmak istemez, başka bir yöntemin bulunmasını istermiş.

Padişah bir tellak tutmuş hemen ve ülkesindeki bütün doktorları göreve çağırmış. Böylece, ülkenin doktorlarının yolu saraya düşmüş. Başlamış hünerlerini sergilemeye. Ama tabi, hiçbirisi padişahın beğenisini kazanamamış. Derken Doktor Revya çıkmış ve padişahın kök hücrelerini kullanarak insülin üretmesini sağlamış. Bu yöntem padişahın çok hoşuna gitmiş. Eski sağlığına kavuşmuş ve bunun karşılığında büyük ödülü kazanmış.

Doktor, bir anda servet ve ün sahibi olmuş. Ününü herkes duymuş. Bu durum baş vezirin yoğun ilgisini çekmiş ve kıskanmaya başlamış. Hemen düşünmüş ve planını hazırlamış. Padişah’ a yalan söyleyecekmiş. Vakit kaybetmeden huzuruna çıkmış ve demiş ki,

“Padişahım, Doktor Revya denilen adam bir ajandır. Sizi iyileştirerek güveninizi kazandı ve şimdi de ülkenizi ele geçirecek. Ülkedeki vergileri kendisi toplayacak, kızınızla birlikte yiyecek. Hem de bunlar birkaç gün içerisinde gerçekleşecek...”

Padişah, vezirine şöyle bir bakmış ve oracıkta inanmış. Hemen parmağını şıklatmış ve cellad belirmiş. Sonra öteki parmağını şıklatmış ve doktor hemen gelmiş. İkisi de birbirlerini tanımıyormuş. Bu yüzden onları tanıştırmış. Doktor hemen korkmaya başlamış ve durumu anlamış. Sonra yalvarmaya başlamış.

“Sevgili padişahım, kötü biri olsam, neden size yardım edeyim. Hem benim Hipokrat yeminim var, bu yüzden sadece görevimi yaptım. Size iyilik eden birine neden kötülük ediyorsunuz”
demiş.

Ama nafile, padişah kulaklarına pamuk tıkamış, bunları duymak istememiş. Ve sıra son dileğe gelmiş. Doktor cellada bir toz vermiş ve bunu öldükten sonra kellesine sürülmesini istemiş. Sonra işlemler başlamış, doktor ölmüş ve isteği yerine getirilmiş. Toz sürüldüğü anda doktor tekrar konuşmaya başlamış ve padişaha bir hediye vermek istemiş. Odasında bulunan daha önce kimsenin görmediği bir şekerlemeyi padişaha vermişler. Doktor, tekrar konuşmaya başlamış, padişah şekeri yerken. Bu şekerin aslında bir zehir olduğunu ve birazdan onun da, kendisi gibi öleceğini söylemiş. Çünkü padişah bunu hak etmişmiş. İyiliğe karşı kötülük işlemiş ve hak ettiği cezayı bulmuş, masal da burada bitmiş.










Diyabet Mutfağı
Şeker Hastaları İçin Sağlıklı ve Leziz 168 Yemek Tarifi


Ferin Batman



Gürültü Kirliliği' ni Sevmeyen Kulaklık -Bir kötü cadı oyunu


Bir varmış, bir yokmuş. Zamanın birinde bir kulaklık yaşarmış. Bu kulaklık işini çok iyi yaparmış. Öyle ki, herkesi can kulağıyla dinler, etraftaki kuru gürültüye aldırış etmezmiş. Bu yüzden etrafında sevilen bir kulaklıkmış, herkes ona bütün dertlerini anlatabilirmiş.

Bir gün kötü bir cadı, kulaklığa bir oyun oynamış. Onu, büyük gürültüler çıkaran bir kuyuya atmış. Kulaklık çaresizlik içinde bağırmaya başlamış ama, sesini duyan yokmuş. Bunun üzerine gürültü izolasyon özelliğini çalıştırmaya başlamaya karar vermiş. Birden bütün sesler kesilmiş. Artık gönül rahatlığıyla bağırabilirmiş ve avazı çıktığı kadar bağırmış. Yoldan geçen bir arkadaşı hemen sesini tanımış ve oraya koşmuş. Kuyudan çıkarmış ve oracıkta birbirlerine sarılmışlar. Kulaklık, arkadaşlarını dinlemeye devam etmiş. Gürültü kirliliğini yok etmek için büyük uğraşlar vermiş. Cadıyla savaşmış ve onu yenmiş. Çok mutlu olmuş.

Güneş Enerjisi 'ni Seven Klavye Amca


Bir zamanlar Klavye Amca yaşarmış, onu tanır mısınız? Hani şu, diğerleri gibi bilgisayara bağlı olan ve yazmaya yarayan aletlerden. Bir sürü tuşu varmış, kullanıcılara büyük kolaylıklar sağlar, onları üzmezmiş. Bütün klavyeler Klavye Amca ‘yı tanır ve severlermiş, hayır duasını almak için, şöyle bir uğrarlarmış.

Klavye Amca bu, çok çalışkanmış. Gecelere kadar çalıştığından uyumak nedir bilmezmiş. Çok çalıştığı zamanlarda, tuşları yorulurmuş, her biri ağlamaya sızlanmaya başlarmış. Üzerindeki harfler gittikçe siliniyormuş. En çokta g, n, ş harfleri okunmaz olmuşmuş. Hatta bu yüzden güneş kelimesi yazılmakta güçlük çekiliyormuş.

Bir sabah, güneş çok yakın arkadaşı mars ‘a e-mektup yazmak istemiş. Ama kendi ismini bir türlü yazamamış. Bu yüzden buna çok üzülmüş ve düşünmeye başlamış. Sonra aklına, bir fikir gelmiş ve hemen evini aramaya başlamış. Ve sonunda bir tane güneş paneli bulmuş. Bunu Klavye Amca ‘ya hediye etmiş. Klavye Amca bundan böyle güneş ışığıyla çalışacakmış. Böylelikle daha rahat çalışma imkanı bulmuş, eskisi kadar yorulmamış. Mutlu olmuş.

(Bu klavyeyi görmek için tıklayınız.)

İskelet Sistemi, İskeletor Başrolde

Beyin, Sigarayı Bırakmanın Yolları' nı Arıyor. Neden mi?

Evvel zaman içinde yaşayan bir vücutta hiçbir organ sigara içmezmiş. Bir tek Beyin Bey içermiş, diğer organların görmediği bir yerde. Sonraları, Beyin Bey' de bırakma kararı almış. Beyin Bey, bize neden sigarayı bırakması gerektiğini bir bir anlattı. Hatta bu yazıyı, resimde de görüldüğü gibi kendisi yazdı ve son bir kez sigara içti. Şimdi, verdiği kararı sırayla açıklıyor:

1) Başlarken şunu söyleyebilirim. Sigara, çok sevdiğim damarlarımın elastik yapısını bozuyordu.

2) Elastik olmamı sağlayan elastik liflerimin, yapımını azaltıyordu.

3) Bütün bunlardan ötürü, damarlarımda baloncuk gelişimini artırıyordu.

4) Bu baloncuk, diğer balonlar gibidir, patlama ihtimali var. Çok fena. Çünkü beyin kanaması demek oluyor, bu.

Bunları yazdıktan sonra, ağzındaki sigarayı atan ve bir daha içmeyen Beyin, çok mutlu bir hayat yaşamış. Diğer organlar bunu sevinçle karşılamış. (resim)

(Baloncuk riskinden kurtulmak için öncelikle sigaranın bırakılması gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Çokluk, yeterli miktarda C vitamini içeren meyve tüketmenin de yararlı olduğunu ifade etti. Kaynak: teretehaber)

Ari Maya 'nın arkadaşları kayboluyor!


“ABD, Kanada ve Avrupa'da ilginç bir doğa olayı yaşanıyor. Arılar ya gizemli bir şekilde kayboluyor ya da ölüyormüş.” (kaynak: trthaber)

Bu haberi alan, muhabirimiz, arılar arasında büyük ün sahibi olan Arı Maya ile görüşmeyi başardı. Arı Maya ‘ya aynı zamanda bir masal kahramanı gözüyle bakıldığı için, bu röportajı yayınlıyoruz:

Efendim, diğer arıların kaybolduğu doğru mu?

Evet doğru. Çoğu arkadaşımdan haber alamıyorum. Telefonları hep kapalı ya da ulaşılamıyor. Ayrıca aileleri de endişe içindeler, onlar da elleri kolları bağlı çaresiz. Kaybolan arkadaşlarla vakit geçirdiğimiz günleri unutamıyorum. Ailelerin acısını paylaşıyorum, baş sağlığı diliyorum.

Kaybolanların sayısı çok basamaklı mı?

Evet, yüz binleri bulduğu söyleniyor. Lütfen daha fazla bir şey sormayın. (Hıçkırıklar başlar.)

Acınızı anlıyorum ama, son bir soru daha sormalıyım. Bunun nedeni sizce ne olabilir?

Kurak ve ılık geçen kışın arıları etkilediğini ve bu gizemli duruma yol açtığını düşünüyorum. Ya da başka bir ihtimal daha var: Bu bir komplo olabilir. Bir böcek ilacının da etkisi olduğunu sanıyorum ama, emin değilim.

Teşekkürler, efendim. Size iyi uçuşlar.

Rica ederim. Hoşçakalın.









Arılar Nasıl Arı Olur?

Kelaynak ve Lazer Tarak


Bir varmış, bir yokmuş. Zamanın birinde bir kuş yaşarmış ve adı Kelaynak’mış. Saçları gerçekten yok denecek kadar azmış. Uzaktan uçan kuşlar saçlarının olduğunu fark etmez, ancak yakından görebilirlermiş. Kelaynak bu duruma üzülür, hergün aynaya bakıp, kafasındaki saç sayısını merak edermiş. Saçları çıksın diye, onları bildiği şampuanlarla yıkarmış ama, yine de fayda etmezmiş.

Kelaynak ‘ın aslında hiç sevgilisi olmamış. Bunun sebebini kel oluşuna bağlarmış. Bu yüzden kendisini sürekli suçlarmış. ‘Bütün arkadaşlarım evlendi ama, ben hala bekarım.’ dermiş.

Önce kendisini sevmesi gerektiğini unutur, başkalarını sevmeyi düşünürmüş. Bu düşüncelerle dalgın bir halde uçarken, kanadı bir evin bacasına yanlışlıkla takılmış. Hemen aşağıya doğru bu eve iniş yapmış. Bir de ne görsün, girdiği ev bir cinin eviymiş. Evin içerisi misler gibi kokuyormuş, bütün eşyalar altından veya gümüştenmiş. Daha önce görmediği bir sürü araç ve gereç varmış. Cin, oturmuş kitap okuyormuş.

Kuşu görünce yerinden doğrulmuş ve hoş geldin bile demeden sormuş: ‘Dile benden, ne dilersen!’

Bizim kuş, çok fazla düşünmemiş, hemen dileğini söylemiş: ‘Sihirli lazer bir tarak’ isterim demiş. Cin, hemen dileğini birkaç saniye içinde yerine getirmiş. Kelaynak sevinçten havalarda uçuyormuş. Sihirli tarağı hemen almış ve taramaya başlamış. Gerçekten işe yarıyormuş. Saçları birden uzamaya başlamış. Cine teşekkür edip, hemen oradan ayrılmış.

Uçarken rastladığı tüm kuşlara selam vermeye başlamış. Ama, diğer kuşlar ondaki bu değişikliği görmezden gelmişler, umursamamışlar. Çünkü Kelaynak, bildiğimiz aynı kuşmuş. Önemli olan, görüntü değil, Kelaynak ‘ın fikirleri, değerleri, hayata bakışıymış.

Bizim kuş, kimsenin ilgisini çekemeyeceğini anlayınca, ağlayarak cinin evine geri dönmüş. Tekrar eski haline dönmesini dilemiş. Cin de kabul etmiş ve tekrar eski günlerdeki gibi olmuş. Sonra bu bizim kuş, Cinin okuduğu kitapları rica etmiş. Eve dönünce hemen bu kitapları okumaya başlamış. Zamanla kitapları bitirmiş ve yeni meziyetler öğrenmiş. Kendisini diğer kuşlardan farklı kılacak bir çok beceri kazanmış. Bilge bir kuş olmuş. Ve böylece bütün prenseslerin ilgisini çekmiş. Aralarından en güzel prensesle evlenmiş ve çok mutlu olmuş.

Renkli Kelebek ve Kan Grupları

Renkli Kelebek, ormanda dolaşırken ufak bir kaza geçirir. Sonrasında kan kaybetmeye başlar. İyileşmesi için yeniden kana ihtiyacı vardır. Acaba bu kelebeğe güzel bir peri yardım edebilir mi? Hep birlikte bu masalı okuyalım.


Bir varmış, bir yokmuş. Ağaçları altından, otları gümüşten olan bir orman varmış. Bu ormanda mutlu bir Renkli Kelebek yaşarmış. Kanatlarını çırpmadığı zamanlarda bile gülümseyerek dolaşır, şarkılar söyler, herkese ışıldarmış. Bütün çiçeklere yardım eder, onların tohum vermelerini sağlamak için elinden geleni yaparmış. Çiçekler de onu hemen tanır, daha güzel kokmaya çalışır, en güzel yapraklarını hazırlarmış.

Bir gün bu bizim kelebek, yine çiçekleri neşe içinde gezinirken kanatlarından birisi, bir ağacın dalına takılmış. Ağaç çok özür dilemiş ama yapacak bir şey yokmuş, Renkli Kelebek çok yara almış. Kan kaybetmeye başlamış. Yardım isteyecekmiş ama, konuşacak hali bile yokmuş. Kelebeğin bu halini gören çiçekler hemen ağlamaya, ağıtlar yakmaya başlamışlar. O kadar çok ağlamışlar ki, bu hıçkırıkları yoldan geçen peri duymuş. Hemen oraya uçmuş. Durumu anlayınca, hemen hastaneye kaldırmışlar.

Hastanedeki doktorlar, kana ihtiyaç duyulduğunu söylemişler. Ama bu bizim kelebeğin kan grubunda olan başka bir kelebek bulamamışlar. Bunun üzerine peri, bakteriyel enzimleri, bir nevi biyolojik makas olarak kullanmış. Böylece kan, "O" grubuna dönüşmüş. Ve bu kan grubuna sahip olan kelebek, arkadaşına hemen yardım etmek istemiş ve yeteri kadar kan vermiş. Renkli Kelebek, tekrar eski sağlığına kavuşmuş. Periye, kelebek arkadaşına ve çiçeklere çok teşekkür etmiş. Yeniden ormana dönmüş ve çok mutlu bir şekilde yaşamaya devam etmiş.


(BBC'ye göre, uluslararası bir araştırma ekibi, "A","B" ve "AB" gruplarındaki kanı "O" grubuna dönüştüren bir yöntem geliştirdi.)

Büyücü Fok Balığı -Küresel Isınma Masalı veya Hikayesi


Bir varmış, bir yokmuş. Ülkenin birinde her yıl fok avı yapılırmış. Onlara türlü türlü tuzaklar hazırlanır, dünyanın gözleri önünde zavallı hayvancıklar rahatsız edilirmiş. Büyücü Fok bu durumu görürmüş ama, sesini pek çıkarmazmış. Çünkü avcılarla işbirliği içindeymiş. Avcılara yardım ve yataklık bile eder, diğer arkadaşlarının yakalanması için türlü türlü büyüler hazırlarmış. Avcılar da bundan ötürü, onun yiyecek, giyecek gibi temel ihtiyaçlarını karşılarmış.


Ama, son günlerde av çalışmaları pek verimli olmuyormuş. Avcılar binlerce ölü fok yavrusu ile karşılaşıyormuş. Bu durumun sebebi, son yıllarda buzulların çok daha hızlı erimesiymiş. Büyücü Fok, bütün bunları bilirmiş ama yine de elinden bir şey gelmezmiş. Çünkü bu insanların sorunuymuş. Yaptığı büyülerin hiçbiri etkili olmuyormuş.


Avcılar, avlayacak bir hayvan bulamadıkları için, oturmuşlar ve kara kara düşünmeye başlamışlar. Ve sonunda aralarından açgözlü bir avcı çıkmış ve demiş ki,

‘ Büyücü Fok’u avlayalım, bütün bunlar onun yüzünden.’ Diğerleri de bu fikri doğru bulmuş ve onun evine doğru yola koyulmuşlar.



Büyücü Fok, evde televizyon izliyormuş. Artık fok nüfusu azaldığı için, hiç müşterisi yokmuş. Kalan foklar da zaten avcılardan saklanıyorlarmış. Birden kapı çalınmış ve Büyücü sevinçle kapıya koşmuş. Ama kapıda kimse yokmuş. Bir adım ileri çıkmış ve kendini ağların içinde bulmuş. Avcılar, uzun bir aradan sonra bu kadar büyük bir av yakaladıkları için sevinmişler, avlanma zamanını böylelikle bitirmişler.

(Bilim adamları, fok yavrularının doğduğu buz tabakalarının kırılması nedeniyle, pek çok yavru fokun kendine bakacak büyüklüğe erişemeden boğulduğunu söylüyor. Kaynak: trt haber)